TURKCELL SÜPER LİG etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TURKCELL SÜPER LİG etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2010 Salı

"ŞAMPİ...."

Şu "ŞAMPİ...." lafını manşetlerde görmeyi öyle özlemişim ki, dile kolay 3 sene oldu!

Açıkçası takımın tekrar toparlanacağına inanan (inanmak zorunda kalan) azınlıktan olmama rağmen ben bile böylesine bir seriyi beklemiyordum: 9 maç, 8 galibiyet, 1 beraberlik, 25 puan, kayıp puan 2, yenen gol SIFIR!

Beşiktaş maçından sonra 2 maçta puan kaybı bekliyordum, 1 maçta kayıp olursa veyahut kayıpsız bitirirsek ligi, şampiyon da oluruz diyordum daha lider olmadan. Maşşallah, daha kayıp olmadı. Ayrıca, son maçta olası bir kazada bile Beşiktaş'ın Bursaspor'dan puan alabilme ihtimaliyle şampiyonluk ihtimalimiz devam edecek.

Şimdi maçı tribünden izleyecek arkadaşlara Gaziantep maçından önce seslendiğim gibi sesleniyorum buradan: Lütfen rakibi, hakemi ve diğer dış unsurları boş verin ve olağanca gücünüzle, olağanca gayretinizle takımı destekleyin. Hepimiz gördük ki, bu takım Kadıköy'de destek bulup gaza geldi mi rakibi adeta o sahaya gömer! Şimdi hepinizden bir Fenerbahçeli olarak isteğim, pazar akşamı takımla birlikte yeni bir destan yazarak, rakibi başkaları gibi çirkeflikle değil futbolla, tezahüratlarla o sahaya gömerek, kupayı kaldırıp Türkiye'yi sarı-laciverte boyamanızdır!

Unutmayın: Selçuk'uyla, Bekir'iyle, Güiza'sıyla bu çocuklar "ligden koptular" denilen zamandan buralara geldiler. Yıllar sonra "ŞAMPİ...." yazdırdılar. Şimdi sıra bizde, "YON" demeye hazır mısınız?!

19 Nisan 2010 Pazartesi

Tutan Kehanetler ve Yenileri.... :)

G. Antep maçından önce yazdığım kehanetler bir bir çıktı. Sırada yeni kehanetler var:

- Daha önceden de belirttiğim gibi son 5 lig maçının 3'ünü kazanacağız. Bu da demek oluyor ki, kalan 4 maçtan 2'sinde puan kaybı olacak. Bunları söylerken temel dayanak noktam Daum'un 2003-2006 arasındaki Fenerbahçe performansıdır. 3 sezonda da son 5 maçta 3'er galibiyet alan Daum, son maçları hiç kazanamadı. Tabi bu son maçların 2'sinde şampiyonluk garantilendiğinden ötürü önemsenmese de son maçımızın Trabzon ile olduğunu hatırlatırım. Yine de kendi sahamızda olacağından ötürü avantajlı olsak da kupa finalinin sonucu bu maçı etkileyebilir.

- Muhtemel puan kayıplarımız Kasımpaşa ve Ankaragücü maçlarında olur demiştim. Özellikle Bilica'nın cezalı duruma düşmesinden sonra Kasımpaşa maçından iyice korkmaya başladım. Olur da kazanırsak, şampiyon olma ihtimalimiz iyice artar. Bunun yanında Ankaragücü deplasmanı ciddi anlamda ligin kaderini belirleyecek. Rakibin iddiası olmasa da, taraftarlarının Bursaspor ile sergilediği dostluk tribün atmosferinin sahaya etki etmesine neden olabilir ki, bu da son maçlarda iyice kaynaşan geniş Ankaragücü kadrosunun daha da etkili oynamasına neden olur.

- Tabi ki de takım iyice şampiyonluk havasına girdi ve benim bildiğim Fenerbahçe, böylesine havaya girmişken kolay kolay puan kaybetmez. Ancak, Beşiktaş galibiyetinden sonra oluşacak bir rahatlama, çok acı bir Kasımpaşa yenilgisiyle de son bulabilir. Ha, eğer "2 maçta puan kaybı" kehanetim çıkmaz da, 1 maçta puan kaybı veya 4'te 4 olursa şampiyon oluruz, lakin tekrar söylüyorum, içimden bir ses taa sezon başında iyi giderken bile bu sene şampiyon olamayacağımızı söylüyordu.

"Hadi canım sen de" diyecek arkadaşlara peşinen hatırlatayım, Gaziantep maçından önceki yazımda sizden sürüyle vardı, şimdi hepsi "şampiyonluk geliyor" diye bağırıyor :)

Derbi hakkında ise Fenerbahçe'nin ilk yarıda hücumuyla, ikinci yarıda ise savunması ve mücadelesiyle sonuna kadar hakettiği bir maç oldu. Özellikle penaltı kaçtıktan sonra maçı kazanacağımızdan şüphem kalmadı. Evet, hakem berbat bir yönetim sergiledi lakin Beşiktaşlı arkadaşların da hakeme sallamadan önce kendi takımlarının ne kadar, Fenerbahçe'nin ne kadar gol pozisyonuna girdiğine bir bakmaları gerekmez mi?

not: Gerek sınavlar, gerek yolculuklar yüzünden fazla yazamadım. Kayseri ve Manisa maçları bu yüzden arada kaynadı :)

30 Mart 2010 Salı

İyi Oyununu Golle Süsleyen Selçuk :)

Derbiyi alacağımızı G.Antep maçından önce yazmıştım. O yüzden maç hakkında fazla konuşmaya gerek duymuyorum. Ve yazımda bahsettiğim gibi Kayseri ve Beşiktaş maçlarını da kazanacağımızı bir kez daha tekrarlıyorum.

Derbiye dair konuşulacak pek az şey var ve bunların başında da Selçuk geliyor. Lakin Selçuk'tan önce, Selçuk'un öne çıkmasını sağlayan faktörlerleri de gözönüne almak lazım:

- Herşeyden önce Emre, Deniz ve Cristian aynı anda sakat olduklarından oynayamadılar ve nihayet Selçuk'a şans doğdu.

- Mehmet Topuz (ilk yarıda gördüğü kartın etkisiyle de) geldiğinden beri sürdürdüğü etkisiz oyununa devam etti. Kim ne derse desin, Topuz'un yapması gereken her şeyi (pas alıp vermek, takımı hücuma çıkarmak, Güiza'ya ara pas atmak, uzaktan şut çekmek vb) Selçuk Şahin yaptı. %100 Futbol'da bile Güiza'ya attığı yaklaşık 15-20 metrelik arapasa Rıdvan-Güntekin ikilisi inanamadılar, "Vederson mu O, Özer mi yoksa, yok yok Özer diğer tarafta" gibilerinden diyaloglar kurdular.

- Defansif anlamda gerçekten mükemmele yakın oynadı. Sürekli stoperlere yardıma geldi, kendi bölgesinde de erken ve temiz müdahalelerle rakibin ataklarını kesti. Tek hatası son dakikalarda Keita'nın şutundan önce hamle yapmayarak rakibinin önünü boş bırakmasıydı, onda da Volkan artistik bir hareketle başarılı oldu. GS ataklarını izlerseniz her pozisyonda Selçuk'u görürsünüz.

- Rakip ortasahası gerçekten etkisizdi. Açıkçası kağıt üzerinde Topal-Sarp-Elano 3'lüsünün sakat Selçuk-formsuz Mehmet-ve yine formsuz (hatta pres altında silikleşen) Alex'i sahadan silmesi gerekirdi. Fakat, iş pratiğe öyle dökülmedi işte. Güya pres altındaki Alex bile bazen o kadar rahat hareket etti ki, gözlerime inanamadım. Hele hele ne kadar kötü oynasa da Topal'ın yerine Arda'nın girmesiyle rakibin ortasahası iyice çöktü. Tam o anlarda sırasıyla Özer-Alex-Güiza'nın yerinde Deivid-Semih-Gökhan Ünal olsa skor belki çok daha farklı olurdu. İlk ikisi neyse de, Gökhan'ın daha erken oyuna girmesi lazımdı.

- Bilemiyorum olabilir mi ama Selçuk, Hiddink'in tribünde olduğunu duyduysa Milli Takım için "yeni bir şans" diyerekten gaza gelmiş olabilir. :)

- Ve tabi ki en önemli etken: Derbi havası! Selçuk gerçekten bu tür maçları seviyor. Ve haftalarca oynamasa, darbeye bağlı sakatlığı olsa bile elinden geldiğince mücadele ediyor.

Hiçkimsenin bu maçta "Selçuk kötü oynadı" demeye hakkı yoktur! Hele hele yanındaki etkisiz eleman Mehmet Topuz'u görmezden gelerek Selçuk'a kötü demeye hiç hakkı yoktur. İnanın ki, kritik kurtarışıyla Volkan'ın ve defans 4'lüsünün 4'ünün de mükemmel kademe anlayışlarının haricinde maçın adamı Selçuk'tur. Bu durumun, gol atmasıyla da alakası yoktur.

Defans dedim de, hakikaten geri 4'lü defansif açıdan tamamen kusursuzdu. Tabi defansın ortasında adeta bir pırlanta gibi parlayan Lugano'nun etkisi, liderliği, kademe anlayışı da tartışılmaz. André Santos'a da dikkat edin: Ligin sonuna doğru performansı gittikçe yükselecek bu adamın. Tıpkı 2006 Dünya Kupası'na çağrılmak için yırtınan Alex misali.... E isterse oynamasın! :)

Özer sakatlıktan dolayı etkisiz kalsa da 11,6 km koşması bile takdir edilmeye yeter. Vederson ise daha iyi orta açmalı artık. Bu tip defansa kapanılan maçlarda kanat hücumları çok önemli fakat Vederson'un zımba ortaları sayesinde pek sonuç elde edilemiyor. Alex etkili olmasa da deyim yerindeyse "varlığı yetti"! O'nu kontrol altında tutmaya uğraşan Sarp-Topal 2'lisi hücuma destek veremeyince GS atakları da 1 kişi eksik kaldı hep.

Güiza çok yalnız kaldı ama yine de pozisyonlara girdi. Fakat bence Gökhan Ünal oynasa daha çok verim alınırdı.

Galatasaray maçın ilk 5 dakikasında gol bulsaydı farka bile gidebilirdi. Taktikleri de bunu gösteriyordu. İlk dakikadaki ataklarını şansın da yardımıyla savuşturmamız, Daum'un senaryosunu devreye soktu ve tüm maç o senaryoya uygun bir şekilde devam etti. 0-1'den sonra hangi mantıkla uzun boylu adamla dolu FB ceza sahasına top şişirmeye çalıştığını anlamadığım gergin Galatasaray, haliyle hiçbirşey elde edemeden maçı bitirdi.

Hakemlerin hatalarını yazmama gerek var mı?

20 Mart 2010 Cumartesi

12 Puanlık Maç....Hazır mısınız?!

Başlığa takılacak arkadaşlara şimdiden söyleyeyim, bu hafta rakiplerin oynayacağı maçlardaki muhtemel puan kayıpları için yazmadım onu. Böyle yazmamın sebebi ise bu maç ve sonraki -Ankaraspor maçı hariç- 4 maç:

- Gaziantepspor

- Galatasaray (D)

- Kayserispor

- Ankaraspor (Bay)

- Beşiktaş

Uzun bir aradan sonra neredeyse tam kadroyla, kendi sahamızda bir maç oynayacağız. Beşiktaş'ın puan kaybıyla başlayan bu haftada Galatasaray, zorlu Trabzon deplasmanına çıkacak ve Bursaspor da özellikle 2. yarının başından beri puan sıralamasında daha üstlerde olan Sivas, Manisa, Ankaragücü gibi takımlardan kat kat daha iyi top oynayan Denizlispor ile oynayacak. Her ne kadar rakibi hedefsiz olduğundan kağıt üzerinde Fenerbahçe'nin işi kolaymış gibi görünse de 2008 yazından beri 2 klüp yönetimi arasında yaşanan gerginlikler (başta İbrahim Kızıl faktörü) rakibin bize karşı bilenmesini sağlayacaktır.

Gelelim 12 puana: Bu maçı kazanan bir Fenerbahçe'yi düşünün. Galibiyetin özgüveniyle haftaya Ali Sami Yen'e nasıl emin adımlarla çıkacağını düşünün. Daum'un sezon başından beri oynattığı skoru koruyan kontrollü futbolun Türkiye'de tek işleyeceği yerin Ali Sami Yen olduğunu düşünün. İlk maçtaki gibi arkayı boş bırakmadığımızda Keita, Arda ve daha nicesinin etkisiz kalacağını, Lugano ile Bilica'nın ne kadar serseri mayın da olsalar birlikte oynadığı maçlarda gol yemediğimizi düşünün. Aklım bu haftadan çok haftaya oynanacak derbiye takılmış gibi görünebilir, ama tam tersi. O maç çantada keklik, yeter ki bu maçı kazanalım! (elde var 3+3=6)

Gidelim bir sonraki haftaya: Son 2 maçını kazanan Fenerbahçe, derbi galibiyetinin de vereceği gazla kendi sahasında Kayseri'yi dağıtmaz mı? Bunca yıllık Fenerbahçeli'yim, daha bir kez bile takımın gaza gelip te kaybettiği bir maçını görmedim. Derler ya, "çubuklu formayı çıkarın sahaya, o bile kazanır" aynen öyle işte! (kaldı mı dohuz!)

Bir sonraki hafta bay geçeceğimizden 3 puan cepte, sonraki hafta ise 1 hafta dinlenmiş şekilde kendi sahamızda Beşiktaş ile kapışacağız. Daha önce de belirttiğim gibi son 10 yılda ligin son 5 haftasında oynanan tüm FB-BJK maçlarını kazanmışız. (2001/02-2003/04-2006/07-2008/09) Her ne kadar bu maçların hepsi de İnönü'de oynanmış olsa da (Mustafa Denizli'ye özenerek kehanette bulunuyorum:) o haftaya kadar(veya o hafta) Beşiktaş yarıştan kopacak, Fenerbahçe de kendi sahasında bu maçı a-la-cak! (etti sana 12!)

Sonraki maçlarda ise muhtemel puan kayıpları Kasımpaşa ve Ankaragücü maçları olarak gözüküyor. Ha, bu takımın olası şampiyonluğunda izleyeceği yoldur. Bana sorarsanız, içimden bir ses taa 8 maçlık seri zamanlarında bile bu sezon şampiyon olamayacağımızı söylüyordu. Oynanan futbolla da bir alakası yok, dedim ya içimden gelen bir ses sadece. Umarım yanılmış olurum.

Son olarak, Fenerbahçe daha önceden de bu tip seri çıkışlar yakaladı sonlara doğru. Bardağın dolu tarafından bakarsak ligde çoğu maçı üst biten 2 takım Antalya ve Gençlerbirliği'nden 1 gol bile yemedik. Bu da Lugano-Bilica ikilisinin geri dönmesiyle ilk yarıdaki havaya yavaş yavaş döndüğümüzün işareti. Keza bu maçta da en fazla 3 gol olur gibi. Her ne kadar haftalardır çile çeksek de, takımda bir umut ışığı göremesek de, daha liderken bile medyanın gazıyla "ŞAMPİYONLUK GİTTİ" desek de, bir kez daha, belki de son kez, son takatimizle şu takıma inanalım, iyice bir destekleyelim, itici güç olalım tekrardan. Maçı tribünde izleyecek arkadaşlara da seslenmekten öte, yalvarıyorum: Avazınız çıktığı kadar bağırın, kendi kalesine gol de atsa (en azından bu maçlık) hiçbir futbolcumuzu ıslıklamayın, hakemle uğraşıp takımın da dikkatini dağıtmayın. Unutmayın ki bu takım 9 kişi kaldığı maçı bile kazanmasını bildi Kadıköy'de. Tribünde, tribüne gidemeyenler de dualarıyla destek olsun takıma, çünkü eğer destek olursak kazanırız bu maçı ve eğer kazanırsak bu maçı sonraki maçları da kazanacağız!

Ben buna inanıyorum, ya siz....HAZIR MISINIZ?!

8 Mart 2010 Pazartesi

"Fener Ligden Koptu!"

Başlığa takılabilecek arkadaşlar için söyleyeyim, hayır 1 hafta öncesinde kalmadım. Lakin daha 2 gün öncesine kadar hemen herkes aynen böyle diyordu, hem de liderle Fenerbahçe'nin arasında 5 puan olmasına rağmen. Beşiktaş'ın, hatta Trabzonspor'un bile şampiyonluk ihtimallerinin konuşulduğu bir ortamda daha önde olan Fenerbahçe'nin 10 maç varken 5 puan geride kaldı diye "ligden koptuğunu" iddia etmek "BEN FUTBOLDAN ANLAMIYORUM" demektir kısaca.

Bunu diyenlere Aziz Pierre Van HOOIJDONK ne güzel isim bulmuştu: "QUALITY TURKISH MEDIA"

Ha, şimdi ne mi olur? Fenerbahçe açısından bakarsak: 3G'yi (Gençlerbirliği, Gaziantepspor, Galatasaray) yendiği takdirde %90 şampiyon olur. Bu iddiamı Daum'un geçmiş yıllardaki Fenerbahçe performansı da destekliyor. 2003-2006 arası döneme baktığımızda genellikle ikinci yarının ortalarına kadar bocalardı, lakin ligin sonlarında vites arttırıp zor maçlarda da önemli galibiyetler alırdı. Bu noktada bu 3 sezonun son 5 haftasında hep 3 galibiyet aldığı, son maçlarda da hiç kazanamadığı görülüyor. İlk 2 sezon son haftaya şampiyonluk garantilenerek girildiğinden o 2 maçı konuşmak çok da önemli değil. Son sezonun son maçı olan Denizli maçı ise Daum'un taktik fiyaskosu, yönetimin erkenden kutlamaya girişerek takıma rehavet vermesi ve hakemin yaptıklarının bir karışımı, yani apayrı bir konu. Bu sezonun son 5 maçına bakacak olursak:

30. Hafta: Beşiktaş

31. Hafta: Kasımpaşaspor(D)

32. Hafta: Eskişehirspor

33. Hafta: MKE Ankaragücü(D)

34. Hafta: Trabzonspor

Artılar:

- FB ile BJK'nin, son 10 yılda ligin son 5 haftasında oynadıkları maçlarda Fenerbahçe'nin bariz üstünlüğü görülüyor. 2001-2002, 2003-2004, 2006-2007 ve 2008-2009'daki maçların tümünü Fenerbahçe kazandı. Buna sebep olarak Fenerbahçe'nin ligin sonlarında daha sakin olmayı başarmasıyla da açıklayabiliriz.

- Eskişehirspor kendi sahasında ne kadar iyise, deplasmanda da o kadar kötü. 32. Haftaya kadar iyice hedefsiz kalacak olmalarını da dikkate alırsak Fenerbahçe daha da şanslı gözüküyor. Aynı "hedefsizlik" mevzusu Kasımpaşaspor için de geçerli. (Lig sonuna kadar 2-0'dan maç vermeye devam etmezlerse tabi!)

- Her ne kadar Daum'un "son hafta sendromu"na denk gelse de Trabzon karşısında Daum'lu Fenerbahçe'nin bariz üstünlüğü var: 7 maçta 6 galibiyet 1 beraberlik.

Dezavantajlar:

- Beşiktaş, yarışta kalsa da kalmasa da Fenerbahçe'yi yenmek isteyecektir. Sonuçta derbi bu, 3 ihtimale de açık.

- Kasımpaşaspor ligde kalmayı garantilese bile Fenerbahçe karşısında etkili oynayacaktır. GS maçındaki gibi arkada boş alan bırakırsa yenilirler, yoksa Fener'in işi zor.

- Eskişehir her ne kadar deplasmanda kötü oynasa da Kadıköy'de kazanabilmek için çıkacak. (Diğer takımlar için de geçerli tabi)

- Ankaragücü belki de bu rakiplerin en ters olanı. Beraberlik muhtemel. Fakat Fenerbahçe 33. haftaya şampiyonluk yarışında iddialı bir şekilde girerse o gazla maçı kazanır.

- Trabzon da Beşiktaş gibi Kadıköy'de maç kazanarak Fenerbahçe'ye darbe vurmak isteyecektir.

Tahminimce, bu 5 maçın yine en az 3'ünü kazanacak Fenerbahçe. Lakin bu maçlardan önce, yukarıda bahsettiğim 3G ve hemen sonrasındaki Kayseri maçlarını kazanmalı. Gerçi Ali Sami Yen'de alınacak bir galibiyet ile 1 hafta sonra Kadıköy'deki Kayseri maçı da kazanılabilir. 2 maç serisinin tam ortasında Ankaraspor maçının denk gelmesi de esas "fikstür avantajı"dır bence.

Son olarak, bunların hepsi yazıda kalır, şampiyon olacak takım çıkar sahaya takır takır oynar topunu, kazanır maçını. Gerekirse sadece rakibi değil, hakemi de yener. Bu açıdan yönetimin 2 haftadır hakemleri bahane göstermesi, şampiyonluğa giden bir büyük takımdan çok aciz bir camia emaresidir.

14 Ocak 2010 Perşembe

321 Milyon

Nedense kaç gündür herkeste olduğu gibi bende de bir telaş vardı. Sabah erkenden kalkıp izlemeye başladım ihaleyi. Hayır, evinde dijital bir platform olmayan biri olarak anlamadığım şey bu heyecanın neden olduğu? Bir de şöyle bakmalı aslında:

- Maçlar yıllardır şifreli kanallardan veriliyor ve bir nesil kahveye gitmediklerinden maç izlemeden büyüdü.

- Evde maç izlemenin maliyeti Türkiye şartlarında malesef pahalı, sanırım bu ihaleden sonra daha da kabaracak faturalar.

- Büyük takımların maç yayın saatlerinin prime time'a alınması isteniyor yayıncı kuruluş tarafından, bir daha ne zaman gündüz derbisi görürüz, orası da meçhul.

- Ha, bir ihtimal Türk Telekom alsaydı ihaleyi, o zaman da bunun faturalara yansımasından korkuluyordu fakat kurumu az çok bilenler TT'nin bu ülkede en çok kâr eden kurumlarından olduğunu bilirler.

- Digiturk bu ihaleyi kaybetseydi Cine5'in akıbetine uğrardı büyük ihtimalle. Zaten o yüzden ne pahasına olursa olsun kazandılar ya. Vatana millete ve Türk Futbolu'na hayırlı olsun.

Not: Canlı yayın esnasında NTVSpor'da kafadan hesaplarla Denizlispor'un yayından Anderlecht'in aldığına yakın bir miktar para aldığını konuşuyorlardı. Eğer bu doğruysa, isterse 1 milyar dolarlık ihalemiz olsun, yine de adam olmayız. Sürekli olarak "paranın nasıl idare edileceğine" vurgu yapan Mehmet Demirkol'a katılmamak elde değil.

7 Aralık 2009 Pazartesi

15. Hafta: Zirve Karıştı!

Bilet fiyatlarının 1 TL olmasının da katkısıyla, büyük tribün desteği ile çıktı Kayserispor sahaya. Açıkçası maçın dengede geçeceğini ve 1-1 gibi bir skorun çıkacağını düşünmüştüm maçtan önce, fakat erken gelen gol işleri değiştirdi. Sonrasında ise Bursa'nın kaçırdığı net pozisyonlar da var. Sonuçta transferlerini yönetim kurulunun değil teknik direktörünün yaptığı, yıllardır süre gelen yapılanmanın meyvelerini toplayan bir takım olan Kayserispor averajla da olsa liderliğe yükseldi. tebrikler....

Ali Sami Yen'de ise son haftalarda 1-0'dan sonra zorlanan Galatasaray bu kez son saniyelerde gol yiyerek liderlikten oldu. maçtan sonra hakeme tepki büyüktü, zira Aziz Yıldırım'ın dünkü açıklamalarından sonra ortalğın karışacağı kesindi. Lakin, kimilerinin de dediği gibi tek sorun esasında Galatasaray'ın skoru arttıramaması. Zaten takım savunmasında zorlandıkları bir gerçek. O zaman tek çare kalıyor, Yediğinden fazlasını atmak. Gerek Fenerbahçe, gerek Galatasaray gittikçe klasikleşen hatalarını tekrarlıyorlar. O yüzden çok da birşey söylemeye gerek yok sanırım.

Maça forvetlerinden yoksun çıkan, sonradan oyuna giren genç Hasan Ali ile gol bulan Belediye'nin teknik direktörü Abdullah Avcı'yı da ayrıca kutlamak gerekir. yalnız takımı çok dengesiz gidiyor. esasında geçen 2 sezon da böyleydiler. ama bu sene bir maçta 6 gol yiyip, başka maçta çok daha iyi mücadele edebiliyorlar. cidden kapalı bir kutu gibi.

Peki şimdi ne olur? Bursa haftaya hükmen galip sayılacak, son hafta ise Beşiktaş maçı var. Hem bu devre hem de 34. haftada çok önemli 2 maç oynayacak 2 takım birbiriyle. Üst sıralar bir kez daha allak pullak olabilir. Beşiktaş ise haftaya Manisa'da. Manisa büyük takımlara kök söktürdü bu sezon. Ayrıca alt sıralardan kurtulmak için bu maçta da baskılı oynayacaklar. Biraz da CSKA maçının sonucuna göre sürpriz bir skor ile dönebilir Beşiktaş.

Galatasaray, deplasmanda Antalya ve sonrasında kendi sahasında Gençlerbirliği ile oynayacak. Beşiktaş'ınkine göre biraz daha kolay bir fikstür denilebilir. Ama her iki takım da iyi futbol oynuyor bu sene. Özellikle Antalya kendi sahasında çok daha etkili.

Fenerbahçe ilk 8 haftanın ekmeğini yedi şimdiye kadar. Galatasaray ve Beşiktaş'ın da puan kayıplarıyla ucuz atlattılar bu haftayı. Lakin benim tanıdığım Fenerbahçe, bir şekilde Ankaragücü maçını kazanıp, toparlanma sürecine girecek. Yalnız maçın seyircisiz olması en büyük handikap.

Trabzon haftaya Denizli ile oynayacağı maçı büyük ihtimalle kazanır. Son hafta Fenerbahçe'yi ağırlayacaklar. Ben bu maçı Fenerbahçe'nin kazanacağını düşünüyorum. Fenerbahçeli olmamla hiçbir alakası olmamakla birlikte Avni Aker'de son 6 sezonki 5-1'lik Fenerbahçe üstünlüğü bunu ispatlamakta.

Son olarak liderden bahsedelim. Haftaya Belediye, son hafta da Antalya ile oynayacaklar. Fikstürde Galatasaray'ı takip ediyorlar. Tıpkı Trabzon-Fenerbahçe-Sivas sırası gibi. Bu onlar için avantaj. Zira, 1 hafta önce Galatasaray karşısında tüm gücünü sarfeden rakipler, 1 hafta sonra Kayseri gibi güçlü ve baskılı oynayan bir takım karşısında zor duruma düşebilirler. Tabi, bu durum liderliklerine gölge düşürmez. Sonuçta bileklerinin hakkıyla 1. sıradalar.

Güzel futbol ile geçecek bir 16. hafta dileğiyle....
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...